ROMA HUKUKU/Borçların Özel Kısmı-3 (Ders Özeti)

AKİTLER

 

Ayni Akitler

Tarafların rızalarına ihtiyaç gösterir fakat tek başına dava edilebilir hale gelmezler. Dava edilebilmeleri için tarafların rızalarının yanında bir fiili olayın eklenmesi gerekir. Bu fiili olay, alacaklıların borçluya yaptığı edimdedir. (consessus + res)

  1. Ödünç Akti “mutuum”

Bir kimsenin belirli miktarda misli eşyanın mülkiyetini, aynı nevi veya aynı cinsten aynı miktarı iade borcu altına giren başka bir kimseye devri ile meydana gelir. Ödünç akti, malın mülkiyeti ödünç alana devredildiği zaman meydana gelir ve bu sebeple mutuum ayni akit sayılır. Mutuum faizsiz bir borçtur. Alacaklı faizi ancak sözlü akit yapılmışsa belirtmek şartıyla talep edebilir.

Türk hukukunda B.K. 306 karz akti ile ödünç veren, bir miktar paranın veya diğer misli malın mülkiyetini ödünç alan kimseye nakleder ve ödünç alan da buna karşı miktar ve nitelikte eşit aynı neviden malları geri vermekle yükümlü olur. bu tariften anlaşılacağı üzere türk hukukunda hem ödünç veren hem de ödünç alan borçlu duruma girmektedir. Oysa Roma hukukunda ödünç aktinin (mutuum) yapılabilmesi için ödünç verenin malın mülkiyetini nakletmesi gerekir ve bunun sonucunda da yalnız ödünç alan bir iade borcu altına girerdi. Türk hukukunda taraflar ödünç verileceği ve alınacağı konusunda anlaşırsa, ödünç akti meydana gelir, para veya misli malın verilmesi aktin oluşumu için şart değildir. Ancak roma hukukunda malın mülkiyetinin nakledilmesi ödünç aktinin oluşumu için şarttır.

Ödüncün konusunu misli mallar oluşturur. Yani sayılabilen, tartılabilen, ölçülebilen şeyler. Kullanılabilen, tüketilebilen yada tüketilemeyen şeyler olabilir. Kasa gibi. Ödünç alanının yapması gereken aynı miktarı geri vermek yükümlülüğü altında bulunmasıdır.

Ödünç aktinde res( mal) , farazi olarak da teslim edilmiş olabilir.

Traditio;  eşyaların şekle bağlı olmaksızın teslimi işlemi olarak, yani zilyetliğin devri olarak, eşyayı alan kişiye eşyanın mülkiyetini sağlamaktaydı.

            A, işin görülmesi için B’ye vekalet verir. B vekaletteki iş dolasıyla elde ettiği parayı A’ya vermesi gerekir. B, A’ya 10 Tl borcum var fakat paraya ihtiyaçım var. İzin verirseniz vekaletten dolayı borçlu olduğum parayı ödünç alayım. A razı olursa B mutuum dolayısıyla borçlu olur.

            A, B’ye borç verecek fakat parası yoktur. Ancak C’den olan alacağının vadesi gelmiştir. A borçlusu C’ye B’ye öde diyor. C, B’ye ödemede bulunuyor. B, A’nın borçlusu olur. Burada doğrudan doğruya para borç verilmeden ödünç ilişkisi kurulmuştur.

Faizli Ödünçler

Ödünç faizidir. Ödünç akti kredi gibi düşünülürse belli bir karşılık alınması gerekir. Buna da faiz denir. Ödünç faizle verilecekse, faiz konusunda stipulatio ile ayrı bir anlaşma yapılmalıdır.

            Mutuum (Roma hukuku ödüncü) faizsizdir. Ancak ticari ödünçler faizli olarak yapılırdı. Faizli ödünç sık tercih edilmezdi.

            Para ödüncünde faiz istismar edilen bir konudur. Çoğu defe istismara karşı faiz oranlarında sınırlama ve faizin yasaklanması gündeme gelmiştir. Borçlar kanununda ve Roma hukuku döneminde faizi sınırlayan hükümler mevcuttur.

            Roma da faiz istemek için ayrıca kararlaştırmak gerekir. Keza Türk hukukunda da faiz adi işlemlerde kararlaştırılmamışsa alınmaz. Roma da alacaklı ödüncü ve faizi ayrı ayrı davalarla talep edebilir. Zira ödünç ve faiz ayrı ayrı akitler ile oluşturulmaktadır. Stipulatio ve ayrı bir akit..

            Mutuum tek taraflı bir akittir. Dar hukuk aktidir. Konusu her zaman dare borcudur. (vermek) Ödünç alan hiçbir zaman ( beklenmedik hal veya mücbir sebepten dolayı borcundan kurtulamaz. Aynı nevi geri ödemekle yükümlüdür. Tek taraflı bir akit olduğu için yalnız ödünç verenin dava açma hakkı vardır. Para veya başka misli olmasına göre farklı iki actiosu vardır.

– Para ise condictio centi

– Misli eşya ise condictio triticario (buğday ödünçü gibi)

  1. Ariyet

Ücretsiz olarak ariyet konusunun anlaşmaya uygun kullanılması ve geri verilmesidir. Ariyet Roma’da ayni akittir. Yani rızaların uyuşması (consensus) ve malın teslimi (res) ile meydana gelirdi. Ariyet alan detentor (elinde bulunduran) olurdu. Bugün ariyet rızai akit sayılır. Ariyet ücretsizdir. Ariyet ücret karşılığında olursa kiraya dönüşür.

Ariyet ile Ödünç arasındaki Farklar

  • Ariyetten doğan borç parça borcudur. Aynen geri verme yükümlülüğü var. Ödünçte ise nevi borcu doğar. Aynı mal olarak değil nevi olarak iade edilir.
  • Ariyette zilyetlik dahi söz konusu değildir. (Roma) detentor elinde bulundurma konumundadır. Modern hukukta ise asli, feri zilyetlik söz konusudur.
  • Ödünç tüketilebilen, misli eşyadır. Oysa ariyet tüketilemeyen ve misli olmayan eşyadır. (kitap, palto, köle gibi)
  • Ödünç tek taraflı akittir. Yeni ödünç olan nevi eşyayı geri vermekle yükümlüdür. Ariyet eksik iki taraflıdır. Bir taraf borçludur. Diğer taraf muhtemelen borçludur. Ariyet iyiniyete dayanır.

Ariyeten Doğan Borç ve Davalar

Eksik iki taraflı iyiniyet aktidir. Bir taraf mutlak, diğer taraf muhtemelen borçludur. Esas borç, ariyet alanın malı aynen geri verme borcudur. İustianus hukukunda ariyet alan beklenmedik hal hariç tüm kusurlarından sorumludur. Klasik hukukta ise herhalde sorumlu tutuluyordu. (casus ve custadin) beklenmeyen haller dahildir. Açılacak dava actio commodati directa dır.

  1. Vedia

Taşınır malın ücretsiz olarak saklanması, korunması için, başka kişiye verilmesidir. Roma’da para karşılığı depoda muhafaza edilirse istisna akdi olurdu. Roma da vedia ücretsizdir. Vedia, tıpkı ariyet gibi ödünçten farklı olarak malın mülkiyetinin devri ile değil, sadece elinde bulundurma şeklinde olurdu. (detentor) Teslimle oluşurdu. (traditio)

Vediadan doğan Borçlar ve Davalar

Eksik iki taraflı iyiniyet aktidir. Mal istendiğinde artışı ile beraber geri verilmek zorundadır. Vedia alan malı kullanamaz. Şayet kullanırsa hırsızlık yapmış olur. Zira vedia alan malı kullanırsa sorumluluğu artar. Hafif ve ağır kusurundan sorumlu olur. Vedia alan isteği ile malı vedia almışsa beklenmedik halden dahi sorumlu olur. Vedia veren, vedia alana mala yaptığı zorunlu ve faydalı masrafları ödemekle mükelleftir.

Özel Vedia halleri:

  1. Zorunlu Vedia (depositum necessorium)

Yangın, sel, deprem gibi hallerde güvenilecek kişiyi seçme imkanı olmadan verilen vediadır. Buradaki güveni sağlamak için cezai şart yüksek tutulmuştur. İki katını dava ile talep edebilme hakkı tanınmıştır.

  1. Usulsüz yada düzensiz vedia (depositum Irregulare)

Misli malların saklanması anlaşılır. Örneğin paranın saklanmasında durum böyledir. Para kapalı bir kutuda verilirse vedia olur. ancak aynen yani vedia alanın paraları ile karışabilecek şekilde verilirse düzensiz vedia söz konusu olur. burada vedia verenin vediası telif olmaz ilkesi geçerlidir. Buna göre ödünç gibi beklenmeyen hallerden dahi vedia alan sorumludur.

  1. Yediemine telsim (sequestratio)

İhtilaflı olan, hiç kimsenin üzerinde bir tasarrufta bulunmasının istenmediği bir malın muhafazasının 3. kişiye verilmesidir. Yediemin zamanla meslek haline dönüşmüştür. Yediemin malı haklı çıkana teslim etme yükümlülüğündedir. Yediemin taşınır veya taşınmaz için de söz konusu olur. Bu yönüyle vediadan ayrılır.

  1. Rehin akti (pignus)

Rehin akti ile; borçlu veya 3. kişi, borca teminat olmak üzere taşınır veya taşınmaz bir malın zilyetliğini alacaklıya nakleder. Amaç borcun ifasını garanti etmektir. Rehin akti ile malı alan zilyet olur. (possesor) ama kazandırıcı zamanaşımı ile malı kazanamaz. Malın üzerinde teminat göstermek rehin hakkıdır. Üzerinde rehin hakkı tesis edilmiş mal, teminat gösterene aittir.

Bir kimse bazı mallarını borcuna teminat olarak göstermek isterse ve fakat elinden çıkarmak istemezse rehin anlaşması yapmak gerekir. Buna rehin hakkı denir. (hypetheca) Fakat teminat gösteren mal alacaklının durumunu sağlamlaştırmak adına ona teslim edilirse, o zaman alacaklı ile rehini veren arasında rehin akti yapılmış sayılır. (pignus)

Rehinden Doğan Dava ve Borçlar

Eksik iki taraflı bir iyiniyet aktidir. Rehin alan daima borçludur. Malı kullanamaz. Alacağını alırsa, yada alamaz satış sonrası alırsa bu halde de fazlasını borçluya iade etmelidir. Aksi halde actio in personem davası açılarak kendisinden bu mal geri alınır. Rehin alan her türlü sorumluluğu kabul eder. Beklenmedik halde de sorumludur. Malı kullanırsa kullanma hırsızlığı işlemiş olur. alacağını elde eden rehini malike iade ederdi. Borç ödenmezse satmak ve satış bedeli ile alacağına kavuşmak hakkını elde ederdi. Rehinli alacaklı sıfatı ile rehin konusu malın malik olma sıfatları tek şahısta birleşirse rehin sona erebilirdi.

            Günümüzde ayni aktin oluşması için rıza ve malın teslimi gerekir. Romada vedia ve ariyette malın elinde bulundurulması (detentor), rehin ve ödünçte ise zilyetliğin devri yeterli sayılmıştır. Ancak Türk hukuku hiçbir ayni akti öngörmemiştir. Zira Borçlar kanununa göre tüm akitler rızaidir. İki tarafın karşılıklı ve birbirine uygun rızaları ile oluşur. Bunun tek istisnası Medeni kanunda düzenlenen menkul rehnidir.

Ariyet: ariyet akti ile, ariyet verenin, bir malın karşılıksız kullanılmasını, ariyet alana bırakmak ve alan da, o malı kullandıktan sonra geri vermekle yükümlü olur.

Ödünç: ödünç akti ile ödünç veren, bir miktar paranın veya başka misli bir malın mülkiyetini ödünç alan kişiye devirle ve ödünç alan da buna karşı, eşit miktar ve nitelikte, aynı nevi malı geri vermekle yükümlü olur.

Vedia: genel olarak vedia; başkasının malının alındığı bir akittir. Alan onu muhafaza etmek ve aynen geri vermek borcu altındadır. Karşılıksızdır.

 

Yazılı Akitler

Roma da yazılı akitler sözlü olan stipulationun ispatını kolaylaştırmak için yapılmıştır. Aslında her şey sözlü ve fakat ispatı kolaylaştırmak adına yazıya geçilmeye başlanmıştır. Günümüzde tıpkı sözlü şekil gibi yazılı şekil kabul edilmiş ve şekil eksiklikleri de sözleşmeyi geçersiz kılacak niteliktedir. Gaius yazılı akitleri her aile reisinin geleneksel olarak tuttuğu gelir-gider defteri olarak görmektedir. Eyaletlerde (doğuda) yazılı şekil ortaya çıkmıştır. Senet kavramı vardır. Son imparatorluk devri Carecalle tarafından İus Civiel herkese uygulanmaya başlanmıştır. Ancak eyaletler sözlü şekle uymamışlar ve yazılı şekle devam etmişlerdir. Zamanla tüm Roma’da senetler önemli bir yer tutmuştur.agreement-signing-1524318.jpg

 

Rızai Akitler

Karşılıklı iradelerin uyuşması ile oluşur. Dürüstlüğe (fides) dayanır. Alım-satım, kira, iş istisna, şirket ve vekalet olarak 6 türdür.

  1. Alım- Satım akti

Satıcının malı teslim etmesi, müşterinin karşılığını ödemesini taahhüt etmesidir. Alım-satım akti mülkiyeti geçirmez. Sadece borçlandırıcı niteliktedir. Mülkiyeti nakil borcu doğurur. Alım satım aktinde ayri bir mülkiyeti nakil işlemi düzenlenmiş olmasının sebebi mülkiyetin nakli gibi önemli muamelelerin, ayrıca yapılarak açıklığını sağlamaktır.

Roma da mancipatio peşin alım satımıdır. Mülkiyetin naklini de doğurur. Ancak zamanla bu ortadan kalkmıştır ve fark ortaya çıkmıştır.

Alım-satım tam iki taraflı (signallamatik) rızai bir akittir. Taraflar satılacak mal ve bedel üzerinde şekle bağlı olmaksızın anlaşırlarsa tamam olur. Ancak mülkiyetin nakli sonra olur. zira alım-satım akti mülkiyeti nakli borcu doğurur. Anında ödeme ve teslim olursa rızai akit ve mülkiyetin nakli aynı anda oluşmuş sayılır.

Alım-satım akti sonunda bunu sağlamlaştırmak için pey akçesi verilir. (arro, arroba) Pey akçesi tarafların anlaştıkları, borçlanmak istediklerini doğrulayan, yani akdin yapıldığını delil niteliğindedir. Pey akçesi alım-satım aktinden caymayı engeller. Zira cayma halinde almış olan iki katını öder. (cayarsa)

Vermiş olan cayarsa verdiğini kaybeder. Pey akçesi ödemede mahsup edilir. Günümüzde kaparo olarak adlandırılır.

Satıcının borçları

  • alıcıya devir için gerekli işlemleri yapmak
  • edimi dürüst olarak ifa etmek
  • Teslim hemen gerçekleşmeyecekse özen içinde koruma yükümlülüğü vardır. bu halde satıcı malı teslim etmeden önce mala zarar verirse bütün kusurlarından sorumludur. (kendinden kaynaklanmayan sorunlardan dahi)

Alıcı Borçları

  • Malın bedelini ödemek
  • Vade yapılmışsa faiz ödemek
  • Parça borcudur. Telef olmaz.

Edimlerin İfasında Uygulanacak Sıra

Taraflar arasında anlaşma yapılarak edimlerin ifa sırasını belirleyebilirler. Anlaşma yoksa her iki edim de aynı anda yerine getirilmelidir. Bir taraf diğerini edimi ifaya ancak kendi borcunu ifa ettiği takdirde zorlayabilir.

Alım satım konusu mal kullanılan, kullanılmayan, alışverişe konu olan her şey olabilir. Roma’da res ekstra commercium olan kamu mallarının alım satım konusu olması söz konusu değildir. Ancak başkasına ait mal üzerinde alım satım olabilir. Satıcı bunda bütün sorumluğu üzerine alır. Ümit ve şans alımı yapılabilir. Gölde tutulacak balıkların önceden satılması gibi. Semene ilişkin kurallar vardır. İlk olarak semen para olmalıdır. Zira malın malla değişimi trampa olur ki bu alım satım değildir. İkinci olarak semen belirli olmalıdır. (pretium certum), Son olarak da semen gerçek olmalıdır. (pratium verum) Semenin geçerliliği (pretium verum) muvazaanın olmaması demektir. Çok değerli bir şey az fiyata satılmasında muvazaa vardır. Bu nedenle semen gerçek değil ve alım satım geçersizdir.

Mülkiyetin kazanılması için malın bedeli (semene) ödenmesi şartı yoktur. Ödenmese de güvenceye dayanılarak kazanılabilir. Alım satım konusunda mal henüz satıcı elindeyken bedel ödenmiş ve mal hasara uğramışsa satıcı kusuru oranında sorumludur. Beklenmeyen hallerde alıcı sorumludur. Bedeli geri isteyemez. Roma ve günümüzde durum böyledir. Bu anca parça borcunda olur. Zira parça borcu nevi borcudur. Nevi borcu imkansızlığı söz konusu değildir. Ancak alıcının teleften sorumluluğunun uygulama alanı düşüktür. Çünkü aktin konusunun telef olması (yani tahrip yada kayıp değil, tamamen yok olması), zararın beklenmeyen halde olması (satıcı kusuru varsa ödemek zorunda) geçerlidir.

            Satıcının Maldaki Maddi Ayıptan Sorumluğu

            Maddi ayıp satılan maldaki eksikliktir. Roma da üç dönemde inceleyebiliriz.

Ius Civile devri:  satıcının sorumluluğu azdır. Alıcı uyanık olmalıdır. Eğer satıcı özel teminat vermişse sorumlu olurdu. Satıcı maldaki bir kusuru bile bile saklamış ise de sorumlu olurdu.

Ius Honarorium: Alıcı ile satıcı, hukuki teminat hakkında stipulatio yaparken maldaki maddi ayıp dolayısıyla stipulatio da yapmakta idiler. Pazar yeri denetimi yapan magistra Aedilus curilis köle ve hayvan satımına ilişkin satıcıların ayıplarını söylemesini mecbur kılmıştır. Buna rağmen satıcı ayıbı söylemez ise alıcı ya 6 ay içinde aktin feshini (redhibitario) yada 1 yıl içinde semenin indirilmesini (quanti minaris) talep ederdi.

Iustianus Dönemi: Aedilis civilislerin sadece köle ve hayvan satımı için getirdiği bu iki dava tüm ayıplı mal satımlarında uygulanmıştır. Günümüzde satıcı ayıplı maldan sorumludur.

Satıcının Maldaki Hukuki Ayıptan Sorumluluğu

Hukuki ayıptan kast edilen şey, kişi malın sahibi olmadığı, yada malı mülkiyetinde bulundurmadığı halde satış ve teslim yapması halidir. Roma hukukunda hiç kimse sahip olduğu haktan fazlasını başkasına devredemez kuralı geçerlidir. Buna göre asıl malik her zaman korunurdu. Günümüzde ise iyiniyetli 3. kişiler malik gibi malı elinde bulundurandan hak kazanırlarsa iyiniyetli 3. kişinin hakkı korunmaktadır. Ancak alım satımı yapan taraf malı çalmış yada asıl malikin elinden rızası dışında mal çıkmışsa mülkiyeti kazanamazdı. Roma da bu tip olayda her zaman istihkak davası ile söz konusu mal talep edilebilirdi.

Alım/ Satıma bağlı Anlaşmalar

Lex Commissoria: bedelin belirli sürede bozulacağını ifade eder. Bu anlaşma yapılmazsa bedelin belli bir sürede ödenmemesi nedeniyle akit bozulacaktır.

Indiem addictio: Satıcı; sattığı mala daha iyi bir teklif belirli bir sürede gelirse akti bozabilmesini sağlayan anlaşmadır.  

Pactum Displicantioe: Alıcının deneme amaçlı olmasıdır. Uygun değilse iade edebilir.

Pactum De Retio emado: Sattığı malı daha sonar öncelikle alma hakkına sahip olmaya yarayan sözleşme türüdür.

  1. Locatio Cenductio (kira, eser, iş)

Kira akti

Adi ve hasılat kirası olarak ikiye ayrılır. Lacotio conductio rei: kira aktidir.

Tüketilemeyecek olan şeyin kullanımının belli bir süre birine verilmesidir. Roma da kiracı (condutor) malı elinde bulundurandır (detentor)

Malın zilyetliğini kazanamaz. Günümüzde ise kiracı feri zilyet konumundadır. Kiracı ön alım hakkına sahip olmalıdır. Kira belli bir süre yada süresiz olabilir. Taraflar yükümlülüklerini yerine getirdiği sürece kiracı , kira konusunu bıraktırılmaz. Kira bedeli ödenmezse actio locati açılır. Kira aktinde hasarlar kiralayana aittir. Kiracı malı kullanmasa bile kirayı ödeyecektir. Kira akti sonunsa ses çıkarılmazsa zımmen uzamış sayılır. Ürün veren bir taşınmazın kiraya verilmesine ise hasılat kirası denir. Kira bedelinin bir kısmı ürün olarak da verilebilir. Ürün miktarında azalma olursa kira bedelinin indirimi istenir. Kiraya veren zorunlu masrafları karşılamalıdır. Bunu kiracı karşılarsa, kiralayandan talep etmelidir.

İstisna Akdi ( locatio conductio operis)

Bir kimsenin başkasına verdiği bir malzeme üzerinde, bir işin yapılması, bir eserin meydana getirilmesi ve karşılığında bir ücret ödenmesidir. İş sahibinin vereceği bir ücret karşılığında, bir eseri (opus) meydana getirme olarak anlaşılmalıdır. Bir elbisenin dikilmesi, bir çatının onarılması, temizlenmesi gibidir. Tarafların menfaati olduğundan bütün kusurlarından sorumludurlar. Ayrıca conductor (işi yapan) mesleki tecrübesizliğinden ötürü de sorumludur. Roma da malzeme eseri yapacak kimse tarafından verilmişse bir alım satım akti söz konusu olur. Modern hukukumuzda ise durum farklıdır. Malzeme müteahhit tarafından verilmiş olsa da akit bir istisna akti sayılırdı.

Roma hukukunda nakliye ve taşımacılık konusundaki anlaşmalar da bir istisna akti sayılmıştır. Oysa günümüzde nakliye mukavelesi olarak ayrı başlık altında toplanmıştır.

Hizmet veya İş akti (locatio conductio operarum)

Bir işin ücret karşılığında ifa edilmesi aktidir. Hizmet aktinde hizmeti üzerine alan işçi “locator”,  işveren ise Conductor dur. İşveren işin yapılmasını actio conducti ile ister, çalışan da actio locati ile ücretini ister. Bir çatıyı tamir eden usta saat veya gün hesabı ile çalışırsa, hizmet ancak belli bir ücret karşılığında çalışırsa o halde istisna akdi söz konusu olur. romada yüksek seviyedeki memurlar actio locati açamazlardı. Öğretmenler, avukatlar doktorlar, ebeler gibi.

Roma da hizmet akti pek fazla gelişmemiştir. Yüksek mertebedeki kişilerin şeref ücreti olarak çalışmaları ve bu nedenle hizmet akitleri yapıp da bunun neticesinde zorla paralarını alma haklarının olmayışı, Roma da kölelerin hizmet akti yapmadan her türlü işte çalıştırılabilmeleri nedeniyle hizmet akti yalnızca küçük işlerde (misal kunduracının çırağı ile) yapılmıştır.

  1. Şirket Akti (societas)

Tüzel kişiliği bulunmayan adi şirketin kökenidir. En belirgin örneği miras şirketidir. Ayrı bir tüzel kişiliğinin bulunmadığı ve 3. kişilerin adi şirketten değil de ortaklardan hesap sorduğu şirkettir. Müşterek mülkiyet ve miras şirketi şeklinde iki türlü olarak gelişmiş ve modern hukuklarda da yerini almıştır. Tam iki taraflı (signallamatik) rızai ve iyiniyet aktidir. Actio pro socio davası açılarak görülür. Taraflar şirket aktinde ortak olma niyet ve iradeleri olmalıdır. İrade kalkarsa şirket de kalkar. Ortakların iştirak hisselerini bir araya getirmesi gerekir. Şirket amacı ahlaksızlık olmamalıdır. Her ortak, şirketin amacına varmaya yönelen işlemi tek başına yapar. Fakat Roma’da temsil kurumu tam gelişmediğinden 3. kişiler ile olan işlemleri kendi namına yapar. Fakat ilerde ortaklarına devir işlemi yaparlar. Şirketin sonu actio pro socia davası açılması ile sağlanır. Yahutta amaca ulaşılması, malların tüketilme,i ortağın ölümü, hileli olmayan bir çekilme yani fesih ile de şirket sona erebilir.

  1. Vekalet Akdi ( mandaum)

Bir kimsenin, kendisine ait bir işin yapılmasını başkasına havale etmedir. Roma da vekaletin konusu bir hukuki işlemin yapılması olabileceği gibi, hukuken hiçbir özellik göstermeyen bir fiil, mesela, bir haberin ulaştırılması da olabilirdi. Vekalet akdi ücretsizdi. Eğer karşılığında ücret alınırsa locatio conductio kapsamına girmeye elverişli bir hal alırdı. Roma hukukunda ilk vekalet özel vekalet olarak ortaya çıkmıştı. İşte bu mandatum idi. Procuratio diye akit olmayan tek taraflı yetki veren bir işlem daha vardı. Bu zengin ve nüfuslu Romalıların işlerinin idaresini bir procuratora bırakması idi. Bu kişiler genellikle itimada layık kişilerdir. Vekil gibi hareket ederdi. Roma hukukunda vekalet rızai ve ücretsizdir. Ücret alındığında istisna yada hizmet (locatio conductio operis, operarum) olurdu. Vekalet tüm faaliyetleri kapsayabilirdi. Bir veya bir çok işi idare etmek, hukuki muameleler yapmak, malları idare etmek, bir başkası için teşebbüste bulunmak gibi.  Roma da avukatlar ancak şeref ücreti talep edebiliyorlardı. Bu da nizam harici usulde mümkündür. Yoksa avukatlık mesleğindeki temsil bir görev bir onur sayılıyordu.

Vekalet, eksik iki taraflı bir iyiniyet aktidir. Vekilin borcu esastır yani vekil her zaman borçludur. Kendisine açılacak olan dava actio mandati directadır. Vekilin açacağı dava istisnai olmakla beraber actio mandati contrariadır. Vekilin sorumluluk derecesi ağırdır. Klasik hukukta kastında dolayı sorumlu olan vekil Iustinianus döneminde her türlü şeyden sorumlu hale getirilmiştir. Mandatum karşılıklı rızaların uyuşması ile oluşur. Hiçbir yazılı yada şekli şart yoktur. Oysa günümüzde vekalet akdi sıkı yazılı şekil şartlarına bağlanmıştır.

Bir hekimin, bir avukatın, bir profesörün çalışmaları gibi fikri hizmetler vekalet akti kabul ediliyordu. Bu çalışmalar hizmet aktinin konusunu oluşturmazlardı. Şeref ücreti (honorarium) ancak fevkalade usulle takip edilirdi. Şeref ücreti için actio mandati contraria davası açamaz.

Roma Hukukunda doğrudan doğruya temsil olmadığından, vekaletin bir özelliği ortaya çıkar. Vekil, yaptığı işlerden bizzat kendi hesabına alacaklı ve borçlu durumuna gelir; bunları namına hareket ettiği müvekkiline nakletmek borcu altına girerdi. Modern hukukta ise doğrudan temsil olduğundan, yetkili bir mümessil tarafından, diğer kimse namına yapılan aktin alacak ve borçları o kimseye intikal eder. Vekil vekaleti ifa ederken anlaşma sınırlarına bağlı kalmalıdır. Aksi halde borçları devir dahi edemez. Misal vekile 20000 tl ye arazi satın alınması için vekalet verilmişse şüphesiz 19000 tl ye alabilir fakat 20500 e alırsa vekalet veren bunu kabul dahi etmeyip vekilin üzerinde işi bırakabilirdi. Vekil hata yapmışsa ifa söz konusu olmaz. Örneğin 20000 tl ev almak için verilmiş vekalette vekil daha az fiyata başka bir evi almışsa ifa yoktur. Vekalette tıpkı şirket akti gibi kırşılıklı güvene dayanan akittir. Süre konmuşsa sürenin bitimi ile, işin tamamlanması ile, vekilin çekilmesi ile, aktin feshi ile vekalet sona erebilir. İfa başlamışsa, akti fes eden müvekkil, vekilin o ana kadarki işlemini tanımak zorundadır. Vekil de çekilirken müvekkilini zarara uğratmayacak şekilde davranmalıdır. İtibar emri ?

Actio ile himaye edilen sözlü, yazılı, rızai ve ayni akitleri gördük. Bunların dışında actio ile korunamayan akitler mevcuttur. Bunlara isimsiz akitler denir. (contractus innaminati) Iustinianus Hukukunda gelişme bulan ilkeye göre; “taraflar bir husus üzerinde anlaşırlar ve birisi edimini kendiliğinden yerine getirirse, diğeri dava ile takip edebilecek bir borç haline gelir. İsimsiz akitle tam iki taraflı (signallamatik) ve ayni akit niteliğindedir. İsimsiz akitler Iustinianus tarafından 4 gruba ayrılır.

Do ut Des: Tramapa gibi. 3 koyun veriyorum. Atını bana verirsin. Her iki taraf da borçlu ve alacaklı. Malın malla değişimi

Do ut Facies: facere ve dare borcu üzerinde anlaşırlar. Yani birisi bir şey verir diğeri bir şey yapar. Sana evimi veriyorum. Bana ölene kadar bakacaksın gibi. Veriyorum, yap.

Facio ut Des: yapılan iş karşılığında bir şeyin verilmesi. Yapıyorum, Ver. evini tamir ediyorum bana 10 koyun ver.

Facio ut facios: her ikisi de faceredir. Her ikisi de bir şey yapmaya çalışır. Bunu tamir ediyorum beni tedavi et.

İsimsiz akit taraflardan birinin edimi yerine getirmesi ile oluşur. Bu halde diğerini ifaya zorlar.

  1. actio praescriptis verbis formulası edimi yerine getirmesi, zararı karşılama.
  2. Condictio sebepsiz zenginleşme davası; ifa ettiği edimi geri ister.

Her iki  dava da iyiniyet davasıdır.

En Önemli İsimsiz Akitler

  1. Trampa (permutatio)

Do ut des tipinin örneğidir. Malın malla değişimidir. Romalılar kimin alıcı kimin satıcı olduğunun tespiti yapılamadığı için trampayı ayrı bir akit olarak öngördüler. Trampa akti taraflardan birinin edimin konusu malın mülkiyetini devir ile meydana gelir. Bu bakımdan aynidir. Zira alım satım da rızaidir. Devre gerek yoktur. Mülkiyeti nakil borcu doğurur. Modern hukukta trampa alım satım akti gibidir.

  1. Aestimatum

Özel bir akittir. Taraflardan birisi, diğerini kıymeti belli bir malı satması için verir. Diğer taraf satarsa bedelini, satmazsa malı iade ederdi. Malı satan kişi kıymeti belli olan malı fazlaya satarsa farkı kar olarak alır. (kıymet takdiri ile alır perakende ile satar. Fark ise kardır)

  1. İğreti (precarium)

Ariyete benzer şekilde daha ziyade taşınmazlar olmak üzere malların iğreti denilen precerium şeklinde de verildiği görülmektedir.

  1. Uzlaşma (Transactio)

Bu akit ile iki taraf karşılıklı olarak bazı haklarından vazgeçerek aralarında mevcut bir ihtilafı ortadan kaldırmayı veya çıkacak bir ihtilafı önlerlerdi.

 

RIZAİ AKİTLER SİSTEMİNİN GENİŞLEMESİ

Anlaşmalar (Pactum)

            Rızai akitler anlaşma (pactum) ile genişlemiştir. Pactumlar ile contractus (akit) arasında nitelik açısından fark olmamakla birlikte pactumlar Ius Civile tarafından kabul edilmiş ve dava hakkı verilmemiştir. Pactumlar genellikle tarafların ihtilaflarından vazgeçmek için anlaşmalarını geçerli saymaya başladılar. Pactumlar hiçbir şekle tabi değildi rizai akitlerin alanını genişletmişlerdir. 3 aşamada görülür.

  • Ius Civile’nin tanıdığı ek anlaşmalar: Pacto Adiecto kapsamı ekli aktin davası ile takip olur. Faiz ek bir anlaşma ile istenebilecektir. İşte pactum bunu sağladı.
  • Praetorların Tanıdıkları Anlaşmalar: (pacto protaria)

Dört şekilde ortaya çıkar. Birincisi Edimin ifa edileceği yer veya vadenin belirlenmesidir. Bunu praetorlar ortaya çıkarmıştır. İkincisi olarak da; hukuki ihtilafların halledilmesi için, tarafların işi hakeme götürmesi ve hakemin de bu işi kabul etmesiyle meydana gelir.

            Üçüncüsü; gemicilerin gemilerine aldığı mallardan, hancılar yolculardan, ahırcılar ahırdaki hayvanlardan her türlü sorumluluğu vardır. Mücbir sebep hariç her türlü kusurundan sorumludur. Bu nezaret sorumluluğunun kaldırılması için yapılan sözleşmeyi de prateorlar tanımıştır. Pactum ile olmuştur.

            Dördüncüsü de recuptum argentariidir. Bankacının, müşterisi ile yaptığı anlaşma ile müşterisinin 3. şahıslara karşı olan borçlarını ödemeyi taahhüt etmesidir.

  • İmparator Hukukunun Tanıdığı Anlaşmalar (pacto legitima)

1- Tahkim: Tarafların ihtilafı hakemin çözümüne sunmak için yaptıkları anlaşma compre missum’dur. Ancak, bu tahkim anlaşması sonuç işi hakeme vermeleri ve hakemle taraflar arasındaki anlaşma recuptum arbiutrii’dir.

2 – Cihaz Tesisi Vaadleri: Dos tesisidir.

3- Hibe Vaadi: (bağış) İvazsız olarak bir kimsenin mal varlığındaki azalmanın diğerindeki artışın karşılığı olmasıdır.

 

Roma Hukuku Ders Notları İçin Tıklayınız.

Roma Hukuku Diğer Ders Özetleri;

1-Roma Hukukunun Önemi

2-Roma Toplumunun Yapısı

3-Krallık Dönemi

4-Cumhuriyet Dönemi

5-İlk İmparatorluk Dönemi (Pricipatus)

6-Son İmparatorluk (Dominatus)

7-Iustinianus sonrası ve Modern Hukuka Etkisi

8-Dönemlere göre Roma Hukukunun Kaynakları

9-Roma Hukukunun Tasnifleri

10-Hak Çeşitleri, Hakkın Kazanılması ve Kaybedilmesi

11-Hak Kavramı-Hakların Kazanılması ve Kaybedilmesi

12-Roma Borçlar Hukuku Giriş

13-Roma Borçların Genel Kısmı-1

14-Roma Borçların Genel Kısmı-2

15-Roma Borçların Genel Kısmı-3

16-Roma Borçların Genel Kısmı-4

17-Roma Borçların Özel Kısmı-1

18-Roma Borçların Özel Kısmı-2

19-Roma Borçların Özel Kısmı-3

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

%d blogcu bunu beğendi: