ROMA HUKUKU/Borçların Genel Kısmı-3 (Ders Özeti)

BORÇLARIN GENEL KISMI-3

KUSUR KAVRAMI

Borçluya “borcunu ifa etmediği için ve haksız fiil işlediği için kusur yükletilebilir. Eğer borçlu, borcunu ödemek için gerekli dikkati, gayreti göstermemiş, gerekli tedbirleri almamışsa, kusurludur. Sorumluluk için kusura bakılır. Kusurun derecelendirilmesi söz konusudur. Kusurlu davranan kusuru oranında sorumludur. “Culpa teret suum autorem” Bu şekilde kusurun az veya çok, büyük yada küçük olması mümkündür. Hafif ve ağır olarak derecelendirilmesi yaygındır. Bunun önemi hakkaniyet kavramının altında yatar. Hafif kusurlu olanlar hakkaniyet gereği ağır kusurlu gibi cezalara çarptırılamaz.

Kasıt ağır kusur sorumluluğudur. İhmal ise hafif kusur sorumluluğudur. Kişi kendi kusurundan dolayı bizzat sorumludur. Bu zarar başkasına yükletilemez. Zarar tesadüfî, beklenmedik bir hal, bir kaza sonucu olmuşsa, bu zarara malvarlığında azalma olan malik, kendisi katlanmalıdır.

1) Kasıt (dolus): Hile ve kasti hata anlamına da gelir. Borçlu isteyerek borcun ifasını imkânsız hale getirmiş veya bilerek kötü ifa ediyorsa kasıtlı olarak hareket etmekte ve sorumluluğu bulunmaktadır. Kasıtlı hareket toplum düzenini ilgilendirir. Akit ile bertaraf edilemez. Kasıt halinde sorumluluğun kalkacağı yönünde bir sözleşme ahlaka ve dürüstlük kurallarına aykırı olduğu için yok hükmündedir. İhmali kasıt, neticeyi istememekle beraber, neticenin doğabileceği tehlikeyi göz önüne alarak hareket etme ( topluluk içinde onları korkutmak için havaya ateş açmak ama havadakini vurma olasılığı ) gibi.

2) İhmal (Culpa) özensizlik, tedbirsizlik, dikkatsizlik sonucu meydana gelir. Kasıt yoktur ve fakat makul bir insanın göstermesi gerektiği dikkat özen ve tedbir gösterilmemiştir ve bu yüzden çeşitli problemler çıkmıştır. İhmalin de derecelendirilmesi söz konusudur. Çünkü günlük yaşam içerisinde hemen herkesin yapabileceği ihmali davranışlar da bulunmaktadır. Bu bağlamda ağır ihmal (culpa lata); herkesin anlaması, herkesin yapması, göstermesi gerektiği dikkat, tedbir ve özeni göstermesi gereken, affedilemez nitelikte bulunan davranışlar ağır ihmal (culpa lata) olarak adlandırılır ve sorumluluğu ağırdır. Bunun yanında her dikkatli insanın da başına gelebilecek haldeki ihmale ise hafif ihmal (culpa levis) olarak adlandırılır. Her iki ihmal sınırını belirlemek zordur. Çoğu kez makul bir insandan beklenecek davranışlar kıstas olarak alınır. (soyut düşünce) Buna göre makul bir insanın yaşam düzeyinde yaptığı haller kriter olarak dikkate alınır. Bazen de istisnai olarak borçlunun kendi yaşamındaki hareket tarzı dikkate alınır. (somut düşünce) Borçlunun kendi yaşam tarzındaki hareketlerinin dikkate alınması onun lehine bir tercihtir.  Roma’da klasik devirde borçlunun sorumluluğu objektiftir. Yani borçlu, kusuru olmasa bile ifa edemediği borcun zararını tazminle yükümlüdür. Bu çok ağırdır. Zamanla yumuşatılmıştır. Roma’da borçlunun sorumluluğu, borç ilişkisinden menfaati olduğu zaman, olmadığı zamana göre daha ağırdır. Ağır ihmal ile kasıt sorumluluğu eş değerdir.

Borçlunun Davranışı Dışındaki Sebepler

Beklenmedik olay- Mücbir Sebep (Casus Fortuitus):

earth-1839348_960_720Bir konuda beklenmedik ve tarafların kusuru yada ihmali olmadan meydana gelebilecek olaylar bulunabilir. Bu gibi hallerde sorumluluk istisnası söz konusu olacaktır.Kusursuz sorumluluğun bulunduğu haller bunun dışındadır. Roma da klasik devirde beklenmedik olaylardan dahi borçlu sorumlu tutulmuştur. Zamanla bu değişmiştir. Hiç kimse, kusur (culpa) söz konusu olmadan bir hayvanın uçuruma düşmesinden veya ölümünden, hiçbir nezaret gerektirmeyen kölelerin kaçmasından, silahlı soygundan, ayaklanmadan, yangından, su baskınından ve yağmacıların saldırısından sorumlu değildir. Borçlunun hafif ihmal ve beklenmedik hallerden sorumlu olacağı veya olmayacağı geçerli bir şekilde kararlaştırılabilir hükmü borçlar kanunumuzda mevcuttur.

            Yukarıda açıklanan nedenlere rağmen mücbir sebeplerle (deprem, sel, binanın çökmesi, işgal, savaş) borçlunun kusuru olmadan mal zarar görürse bunun borçluya yükletilmesi gibi bir olasılık asla söz konusu olmayacaktır. Bunun da istisnası hukuk mantığı gereği vardır. Mesela ariyet (ödünç) alınan bir atın çiftlik yerine savaşa götürülmesinde mücbir sebebe kişi kendisi teşvik etmektedir. Yada sözleşme ile yapısı kararlaştırılan bir binanın malzemelerinde en kalitesiz malzeme kullanma binanı çökmesine (mücbir sebep) kasıtlı oluşumdur.

            Borçlar Kanunumuza göre beklenmedik hadise ve mücbir sebep, farklı kavramlar olmakla beraber, kusursuzluğun ispatı bakımından farkın önemi yoktur. Ancak, tarafların anlaşması veya kanun icabı, borçlunun beklenmeyen olaydan da sorumlu olduğu ve borcun ifa edilmemesinin mücbir sebepten ileri geldiğini ispatla sorumluluktan kurtulabildiği hallerde, beklenmeyen olay ve mücbir sebep ayrımı önem taşır. BK 102/1 e göre mütemerrit olan borçlu, borcun geç ödenmesinden dolayı zararı ödemekten başka kazara (beklenmedik) olaydan meydana gelen zarardan da sorumludur. Beklenmeyen olay (casus fortuitus) borçlunun kaçınamayacağı şekilde borcu ihlal etmesine sebep olan olaydır. Mücbir sebep (vis maior) borçlunun borcu ihlal etmesine mutlak olarak kaçınılmaz şekilde sebep olan dış olaydır.

Bir fabrikada kazan patlaması sonucu çıkan yangın beklenmedik olay sayılıp, mücbir sebep teşkil etmez. Ama yıldırım düşmesi sonucu, gerekli önlemlerin alınmış olmasına rağmen çıkan yangın mücbir sebep teşkil eder. Beklenmedik olay gerekli önlem alınmasına rağmen engellenemeyen ve borcun ihlali önlenememiştir. Mücbir sebep ise herkes için önlenmesi mümkün değildir. Herkes önlem alsa bile önlenemez. Gerekli tüm tedbirler alınsa bile dış etkenler yüzünden borcun yerine getirilmesi engellenmiştir.

            Mücbir sebepler işletme dışında meydana gelen bir olaydır. Olayın sebebi, hiçbir şekilde (aracın işletilmesi olayı ile ilgili yada iş ile ilgili) olmamalıdır. Trafik hukuku açısından en çok kullanılan mücbir sebep örnekleri, deprem, yıldırım düşmesi, yanardağı patlaması, toprak kayması halinde işletmenin sorumluluktan kurtulacağı hükmü vardır. Bk. 96 hükmünü uygulanmasıdır. BK 96 hükmü gereği alacaklı hakkını kısmen veya tamamen alamadığında borçlu kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe bundan meydana gelen zarardan sorumlu değildir.

 

            Zarar Kavramı ve Tazmin Edilmesi

Üçüncü bir kişi kusurlu bir hareketi ile zarar meydana getirirse, malvarlığındaki azalmanın, zararların giderilmesi, malvarlığından önceki eski hale getirilmesi gerekir. Buna zararın tanzimi denir. Zararı tazmin borçlarının sebepleri çok çeşitlidir. Borçlunun borcu yerine getirmemesi, kasıt veya ihmalle zarar verilmesi, borcun konusu ihmal yada kasıtla imkansızlaştırılması gibidir. Bütün borçlar gerek duyulduğunda zararı tazmin borcu haline gelebilir. Ancak, belirli hallerde tazmin borcu, borç ilişkisinin, birinci derecesinden asıl konusunu oluştururlar. Bunların dışında, diğer sayısız hallerde, tazmin borcu, borç ilişkisinin ikinci dereceden konusunu oluşturur.

  1. Birinci dereceden olanlar;
  2. haksız fiiller: Haksız fillerde zaten borç bir tazminat borcudur. Kasıt veya ihmalle haksız fiil işleyen kişi diğerine zarar vermiştir. Borcu da zararı telafi etmektir. Roma da çoğu kez haksız fiilde bulananlar ceza alıyorlardı. Bu nedenle zarar gören yalnızca tazmini değil ekstra ceza parası da alıyorlardı.
  3. Bir kimsenin maruz kalacağı zararı tazmin etmeye yönelik yapılan sigorta sözleşmeleri buna örnektir. Roma da tazmin ve teminat amacıyla “stipulatio” yapılmak tadıydı.
  4. İkince dereceden olanlar;

Sözleşmeden doğan borca veya diğer bir sebeple doğan borçlardaki tazmin borcu ikinci derecedendir. Roma da daha önemlidir. Çünkü roma da mahkumiyet her zaman paraya dönüşürdü.

 

Zararı Tazmin Şekilleri

Zararın tazmini iki şekilde olabilir. Ya nakden (para ile) yada aynen tazmin. Aynen tazmin daha hakkaniyetli gibi görülse de çoğu kez uygulanmasına imkan olmayabilir. Örneğin kaza neticesinde zarar gören aracın tamir ettirilmesi sonucu değer kaybı olur. Bu nedenle nakden tazmin daha adildir. Roma hukukunda “Formula” usulünde nakden tazmin kabul edilmiş idi. Mahkumiyet sadece bir miktar para üzerinden olabiliyordu. Nizam harici usulde ise, modern hukuklarda olduğu gibi her iki usul de uygulanmaktaydı. Türk hukukunda hakime takdir yetkisi tanınmıştır.

Zararın Takdiri unsurları

Nazik ve zor bir iştir. Roma da zararın tutarını, yani ödenecek tazminatı belirlemede actiolar önemliydi. Bu nedenle Formulaların yapısına uygun olarak iki çeşit actio vardır.

  1. a) Bazı durumlarda tutar, zarar gören malın maddi değeridir. Hakim davalıyı o malın tutarına “quanti ea res erit” mahkum edecektir. bu durum intentio su belirli olan dar hukuk davalarında görülür.
  2. b) Fakat, birçok başka durumda, mesela actio ex stipulatu gibi belirli olmayan davalarda, özellikle iyiniyet davalarında, hakim zararı takdir ederken, davacının “menfaati neyi gerektiriyorsa, verilmesi veya yapılması gereken her şey” gibi gayet geniş ölçüler kullanır. Mesela başkası tarafından yaralandığı için işini yapamayan bakkalın zararı vardır. Yada belirli bir tarihte inşaatı teslim alıp otel açacak olan işletmecinin müteahit teslim edememesi yüzünden işletmesini açamayışında zararı vardır. Ödenecek tazminatın belirlenmesinde mahsup da dikkate alınır. Buna göre zarar sonucunda mağdurun bir kısım karları da olabilir. Mesela koyunları kamyonun ezmesi halinde derileri satılıp para kazanılırken, koyunları kaybetmek zarardır. Burada tazmin yapılırken koyunlardan derilerin parası çıkarılmalıdır. “ Compensatio Iucri Cum damno”

 

Alacaklının Birlikte Kusuru (Compensatio Culparum)

Kusur karşılıklı olur. Zararın oluşmasında, hem borçlu, hem de alacaklının kusurlu olduğu haller bulunabilir. Altın kol düğmelerinin unutulması ve bunların kaybolmasıdır. Bu durumda, Romalılara göre temizleyici tazminat ödemez. Beraat eder. Günümüz hukukuna göre hakim, takdir yetkisini kullanarak karar verir. Tazminatı kaldırır veya indirir. Alacaklının zararın meydana gelmesinde kendisinin de kusuru olması, bu şeklide zararın tazmininde indirim sebeplerinden biridir. Roma Hukukunda ise, alacaklının ihmali ile borçlunun ihmali zarara karşılıklı olarak yol açarsa, borçlunun tazminat yükümlülüğü kalkar. Mesela bir kimse başkasına götürmek üzere kendisine verilen mektubu (roma hukukuna göre vekalet var) kaybetmiştir, fakat zarfın içinde para bulunduğu kendisine söylenmemiştir. Bu gibi hallerde zarar görenin de kusuru vardır. bu nedenle de kusurların nisabı yapılır. Roma Hukukunda, borçlu kasıt ile zarar vermişse, alacaklının ihmali tazminat yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz. Atış talim alanı olduğu belirtilmiş ve dikenli tellerle çevrilmiş bir yere mantar toplamak için giren bir kimseyi gördüğü halde atışa devam eden kimsenin ihmali olduğu gibi, kendisini uyaran levha ve tellere rağmen oraya giren mağdurun da ihmali söz konusudur. İhmallerin mahsubu  (compensatio culparum) yapılabilir. Fakat mantar toplamaya giren kişiye ona bir ders vermek amacıyla ateş eden kimsenin kastı vardır, bu durumda mağdurun ihmali dikkate alınmaz. İyi aydınlatılmamış ve basamaklarının bazılarının kırık olduğunu bildiği halde merdivenleri koşarak çıkan kiracının kusuru vardır.

 

Roma Hukuku Ders Notları İçin Tıklayınız.

Roma Hukuku Diğer Ders Özetleri;

1-Roma Hukukunun Önemi

2-Roma Toplumunun Yapısı

3-Krallık Dönemi

4-Cumhuriyet Dönemi

5-İlk İmparatorluk Dönemi (Pricipatus)

6-Son İmparatorluk (Dominatus)

7-Iustinianus sonrası ve Modern Hukuka Etkisi

8-Dönemlere göre Roma Hukukunun Kaynakları

9-Roma Hukukunun Tasnifleri

10-Hak Çeşitleri, Hakkın Kazanılması ve Kaybedilmesi

11-Hak Kavramı-Hakların Kazanılması ve Kaybedilmesi

12-Roma Borçlar Hukuku Giriş

13-Roma Borçların Genel Kısmı-1

14-Roma Borçların Genel Kısmı-2

15-Roma Borçların Genel Kısmı-3

16-Roma Borçların Genel Kısmı-4

17-Roma Borçların Özel Kısmı-1

18-Roma Borçların Özel Kısmı-2

19-Roma Borçların Özel Kısmı-3

 

ROMA HUKUKU/Borçların Genel Kısmı-3 (Ders Özeti)” için bir yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

%d blogcu bunu beğendi: