Avukat Vs Psikoloji

Avukatlık herhalde bir psikolog kadar dert dinleme pozisyonunda bir meslek olabilir. O halde asgari bir psikoloji bilgisi, haleti ruhiye okuması dolayısıyla uyuşmazlık çözmesi açısından gereklidir. Psikoloji bilgisi, sadece uyuşmazlıklarda değil suç konusu eyleminde altında yatan sebebi algılamaya ve çözümü bulmak adına daha kati bir yaklaşım sergilemeye yardımcı olacaktır.

Halk dili ile “davalık olmak”, kişide çeşitli düzeyde bir psikolojik baskı oluşturur. Haklı dahi olsa (2 sn lik “kimse yoğurdum ekşi demez” atasözüne saygı duruşu) canı sıkılır. Bu can sıkıntısını bir nebze  kolaylaştırmak içinde avukat tutar.

“Davalık” durumundaki kişiler içinde bulunduğu duruma bağlı olarak; can sıkıntısı, kızgınlık, kırgınlık, şaşkınlık, panik hali gibi durumlar ile avukatlara müracaat ediyor. İyi bir avukat desteği alan bilinçli taraf mahkeme önünde çok daha etkili olabiliyor.

Avukat olarak görevimiz sıkıntı çözmek. (henüz olamadık o zamana kadar mühendisiz) Tabi ki her hastalığın çaresi olmadığı gibi her hukuki problemin de çözümü olamayabiliyor. Vekalet ücreti almak adına  her iş “hallederiz” şeklinde kabul edilmemeli. Davanın aleyhe sonuçlanacağı kanaatinde isek bunu müvekkile anlatmak mesleğe yaraşır bir hareket olacaktır. Yinede bunu kendine yakıştıran baroya kayıtlı birileri(!) olacaktır. Elbette her hukuki değerlendirme ihtilafı çözücü ve nihai karar niteliğinde olmayacaktır. Nihai karar mahkemelerindir.

Müvekkilin talebi doğrultusunda işlem yapılacağı ve kanaat oluşturulacağından, öncelikle bu talebin sağlıklı açık ve net bir şekilde size aktarılması için müvekkile güven verilmelidir. Bu da açık ve samimi bir şekilde yaklaşmak ile olacaktır.Avukatın, hukuk bilmesi yetmez, insan psikolojisinden de anlaması gerekir. Kendini yetiştirmeyi düşünen avukat adayı hukuk yanında psikoloji hatta dil bilgisi, iletişim teknikleri bilmelidir. Avukat adayları bu konularda kendini geliştirmelidir.

Müvekkillere kurtuluş anahtarı olmaktan evvel tebessüm ve içten bir selamlama ile onları karşılamalıyız. Buraya kadar daha ziyade müvekkil psikolojisinden yola çıktık başta söyleyeceğimizi sonda söyleyelim ya avukatın, hukukçunun psikolojisi diyerek son sözü Av.Fahrettin Kayhan’ın Müvekkil Etkileşiminde Aktarım ve Karşı Aktarım yazısına bırakıyorum. (yazının tamamına burdan ulaşabilirsiniz.)

“Avukat müvekkil ilişkisinin basit bir hukuksal danışma, bir davanın da sadece hukuksal sorunlardan ibaret olmadığı, bilakis hukuksal sorun olarak tarif ettiğimiz şeyin hukuksal sorun dışında her şey olabileceği; avukat müvekkil etkileşiminin bilinç dışı ve bilinçaltı boyutlarının, bilinçli yürütülen kısmından daha derin ve kapsamlı olduğu anlaşılmaktadır. Avukat müvekkil etkileşimini, müvekkilin ve toplumun yararına olacak biçimde yürütebilmek için avukatın psikolojik rahatsızlıkların etiolojisi konusunda asgari düzeyde de olsa bilgili olması ve avukat müvekkil ilişkilerinin psikolojik dinamikleri konusunda eğitimli olması, “avukat” rolünü özümsemiş olması ve mesleğini tüm sorunlarıyla birlikte sevmesi gerektiği kanısındayım. Sanırım, bu yazıda anlatılanları, kendi adıma, tek bir ilkeye indirgemem gerekirse söyleyebileceğim belki de tek cümle şudur : Avukat, Kendini Tanı!”

kendini-tanimak-600x330.jpg

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

%d blogcu bunu beğendi: